Cenâb-ı Hak (celle celâluhu), peygamberlerin hepsini seçmiş ve peygamber kılmıştır ama “Peygamberlerin bazısını diğer bazısından üstün kıldık.”8 âyetinin ifadesince, bir kısmını diğer bir kısmına tafdil etmiştir. Bazı peygamberlere verdiği öyle hususî faziletler vardır ki, diğerleri o mevzuda onun topuğuna bile yetişemezler. Ancak umumî mânâda ve mutlak olarak peygamberliğe verilen bir fazilet, başka hiçbir faziletle kıyas kabul etmeyecek kadar büyüktür. Bu hususî faziletler, diğer peygamberlerin peygamberliğini hiçbir zaman küçültmez.
Evet, yukarıda zikrettiğimiz şikâyet ve rekabet mânâsını taşıyan “Niçin”leri çoğaltmak mümkündür. Niçin ben daha fazla hizmet edemiyorum? Niçin ben maddî yönden daha fazla destek olamıyorum? Niçin ben daha fazla dinlenmiyorum? Ve daha binlerce niçinler… Aslında bunların her biri, birlik ve beraberliğe indirilen darbelerdir.
Cenâb-ı Hak (celle celâluhu), inananları böyle niçinlerden sakındırıyor ve nizaa götüren bütün yolların, daha işin başında kapanmasını istiyor.
وَأَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا9 ile başlayan âyet madde madde bu hususu tenvir etmektedir.
Bu âyet bir mânâda inanan kesime, şu tavsiyelerde bulunmaktadır:
“Kat’iyen maddî veya mânevî çekişmeye girmeyin! Daima aranızda “hayt-ı vuslat” denen birlik noktaları bulunduğunu düşünerek müşterek hareket etmeye çalışın. Müsbet dahi olsa nizaa düşmeyin. Haset, kıskançlık veya gıpta sizi nizaa sevk etmesin. Aksi hâlde bütün gayret ve çalışmalarınız fiyasko ile neticelenir. Kuvvetiniz de zail olur gider.
Ferdî çalışmaların mükâfatı fert planında kalır. Hâlbuki birlik ve beraberlik içinde yapılan amellere, Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) umumî rahmetiyle mükâfat verir ve böylece her fert bir cemaat sevabı kazanmış olur.”