İçeriğe geç

Asıl meseleye gelince, felsefenin, bu kabîl nazarî olup ispat edilmeyen meselelerinin Müslümanlıkla telif etmeye çalışmanın hiçbir faydası yoktur. Çünkü Müslümanlık, umum emirleri itibariyle arşı ferşe bağlayan, mele-i âlâdan nazil olan, dünü gördüğü gibi bugünü de gören, bugünü gördüğü gibi yarını da gören ve bilen muhit bir ilmin sahibi Hazreti Allah’ın kadîm kelâmından gelmektedir. İslâmiyet, Allah’tan geldiği için onda bugün kabul edilip de yarın eleştirilerek reddedilecek hiçbir husus yoktur. Allah’tan geldiği şekilde ter ü taze kıyamete kadar devam edecektir. Felsefe karşısında tutumunu iyi ayarlayamayan bazı kimselerin, kendilerine göre tevil ve tefsirler getirmek suretiyle yaptıkları bir kısım yanlışlıklar da İslâm’ın ruhuna uymayacak ve getirdikleri bu şeyler cerh edilecek, bozulacak ve rafa kaldırılacaktır. Ancak İslâm’ın ve Kur’an’ın ruhuna gelince o, nazarî felsefeden daima uzak ve muallâ kalacaktır.

Şimdi “hikmet”e, eşya ve hâdiselerin hikmetle cereyan etmesi meselesine gelelim. Bu durum, Cenâb-ı Hakk’ın “Hakîm” ismine bağlıdır. Allah, baş döndürücü şeyler yapar ve bu baş döndürücü müthiş kudretin iş yapmasının yanında, yaptığı her şeyde bir hikmet vardır. Fakat Allah bu hikmete tâbi olarak icraatta bulunmaz. Belki hikmet, Hakîm olan Hazreti Allah’ın yaptığı şeylere bağlı olarak gelir. Bir hak dostu;

“ Her işte hikmeti vardır,
Abes fiil işlemez Allah…” der.

Şunu da ifade edelim ki, hikmetli yaratmak Allah (celle celâluhu) için bir mecburiyet değildir.

233