İçeriğe geç

Farabî’nin, nübüvvet mânâsını –bir bakıma– inkâr etmesi, feylesofu nebiden üstün tutması yönleriyle dalâlete girmiş olmasından endişe edilir. Ben, onun bu konudaki düşüncelerini özetleyeyim, siz de dinî düsturlarla, onun hakkında verilecek hükmün muvazenesini yapın. Mesela Farabî, feylesofu, peygamberden daha büyük görür. Çünkü peygambere gelen malumat doğrudan doğruya Allah tarafından emeksiz gelir. Feylesof ise kafasını zorlar ve bu mevzuda beyin sancısı çeker. Müktesebatı kendi gayretine bağlıdır. Binaenaleyh feylosof peygamberden daha büyüktür, der.

İkincisi, peygamber belli sahalarda bir şeyler söylemiştir ve onun söylediği şeylerin pek çoğunu izah etme imkânı yoktur. Feylosof ise, içinde yaşadığı eşyadan çıkardığı mânâları kendi devrine intikal ettirmiştir. Devrine göre olsa bile feylesofun söyledikleriyle eşya arasında bir münasebet bulmak mümkün olabilmiştir. Peygamber, bilinmeyen gaybî şeylerden bahsetmiştir ve bunların ispat edilmesi lâzımdır. Feylesof ise önüne bakmış, gözünün önünde olan şeyleri dile getirmiş, daha ziyade ispatı mümkün olan şeyleri ders vermiştir, der.

235