İçeriğe geç

Bütün bu düşünceler, vahiy ve nübüvvetin dibine yerleştirilmiş birer dinamittir ki, ben çok ihtiyatlı ve tedbirli davranarak “küfür değildir” desem de buna “küfürdür” diyenler çıkacaktır. Hele nebinin, feylesofun altında mütalâa edilmesi meselesi affedilir bir husus değildir. Nebi çok gayretlidir, eşya ve hâdiseleri tetkik edendir. Kur’an’ın âyât-ı beyyinatı dinlendiği zaman Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün peygamberlerle beraber eşya ve hâdiseleri tetkik ettiğini görürüz. Ne var ki nebi daima Allah’ın (celle celâluhu) göstereceği ışık altında araştırmalarını yapar ve çıkardığı hükümlerde yanılmaz. Cenâb-ı Hakk’ın ona ilham ve ihsan ettiği vahiy rehberliği altında vazifesini yaptığı için hata etmez. Feylesof ise her zaman yanılabilir. Eşya ve hâdiselere ait hüküm vermeye gelince nebi, geleceğe ait birçok şey söylemiştir ki daha sonra ilim bunları araştırıp bulmuştur. Yine nebi, topluma ait bir kısım şeyler söylemiştir ki bunlar da zamanı gelince zuhur emiştir. Feylesofun aklının köşesinden bile geçmeyecek olan bir kısım meseleleri nebi haber vermiş, bunlar zamanla bir bir tahakkuk etmiştir. Nitekim Devr-i Risalet-penahide, bir ekran başında bütün bu meseleleri seyrediyor gibi gören ve söyleyen Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kıyamete kadar meydana gelecek önemli hâdiseler hakkındaki beyanları aynen tahakkuk etmiştir.

Binaenaleyh Farabî’nin, nübüvvet mânâsına karşı ifratkâr bir saldırı ve tecavüzü vardır. Onun için Bediüzzaman hazretlerinin beyanı içinde meseleyi ele alacak olursak o, İmam Gazzâlî’den daha ihtiyatlı davranarak bu kişilere sıradan bir mü’min mertebesini vermiştir.187 Bu konuda bize de ihtiyatlı olmak düşer, “Lâ ilâhe illallah” diyen insanları gayyaya hapsedemeyiz.

187 Bkz. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler 30. Söz, 1. Maksad.

236