Daha sonraları vuku bulan bir muharebede Cüleybib şehit düşer. Muharebe sonunda Allah Resûlü etrafındakilere sorar: “Hiç eksiğiniz var mı?” Sahabe-i kiram, “Yok ya Resûlallah, hepimiz tamamız!” derler. Allah Resûlü: “Ama benim bir eksiğim var!” der ve Cüleybib’in başucuna gelir. Tam yedi kişiyle mücadele etmiş ve sonunda da şehit olmuştur. Başını dizine koyar ve şöyle buyurur: “Cüleybib benden, ben de Cüleybib’denim.” Ve Cüleybib bu pâyeye kavuşarak ötelere uçar.88
İşte hakiki mürşid, müridinin aklını, gönlünü böylesine ikna eden ve derdini ortadan kaldıran insandır. Vâkıa, “nazar” önemlidir. Velinin nazarı, müridin kalbinin yumuşayıp değişmesine vesile olur. Fakat öncelikle aklın ikna edilmesi lâzımdır. İnsan, sadece kalb ve histen ibaret bir varlık değildir. İnsanları irşad etme yolunda akıl ve mantık ihmal edilmemelidir. Kur’an-ı Kerim’in hemen hemen beşte biri insanın nazarını âfâkî ve enfüsî tefekküre davet etmekte ve kâinat kitabının sayfalarını nazarlara sunmaktadır.
Evet, önce akıl, kalb ve his ikna edilmelidir. Bizler sadece histen, kalbden veya akıldan meydana gelen varlıklar değiliz. Bütün bu latîfelerimiz Allah’a (celle celâluhu) teslim olursa o zaman –Rabbimiz’in inayetiyle- sarsılmayan bir mü’min oluruz.