Bizim, bir mürşidde arayacağımız özellikler şunlar olmalıdır: Bir mürşid herşeyden evvel kendi devrinin pozitif bilimlerini bilmeli ve bu bilgiyi kullanarak herkesin derdine derman olmaya çalışmalıdır. Böyle olursa maddî-mânevî onulmaz zannedilen yaralar iyileşir, ölü gönüller de –Allah’ın tevfik ve inayetiyle– diriliverir. Aynı zamanda bir mürşid, diyalektik felsefenin ortaya attığı bütün tereddüt ve şüpheleri izale etmeye, ortadan kaldırmaya muktedir olmalıdır. Bunların yanında müridin durumuna göre ona evrâd teklifinde bulunması da onun sorumluklarından biridir. Müridin fıtratı hangi tesbih lafzına müsaitse mürşid o tesbih lafzını seviyesine göre müridine vermelidir.
Aslında bir mürşide bağlı olsun veya olmasın herkes tesbih çekip Allah’ı zikredebilir. Bazılarına göre, bir Evrâd-ı Kudsiye’yi, Evrâd-ı Şah-ı Nakşibend’i okumak için izin almak gerekir. Ben, bir zikrin okunması için birilerinden izin alınması gerektiğine dair ne Kur’an’da ne Sünnet’te, ne icmada ve ne de selef-i salihinin yolunda her hangi bir şey bilmiyorum. Bu bana mesnetsiz bir iddia gibi geliyor. Rabbime dua etmek, yalvarıp yakarmak, inleyip sızlamak için herhangi birinden izin almaya lüzum yoktur. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), ashabın ve selef-i salihinin yolu da budur.