Ancak soru sahibi bununla, zaviyelerde zaviyenişinleri kastediyorsa, mürşid mevzuundaki kanaat-ı âcizanemi birkaç defa arz etmiştim. O yüzden tekrar onun üzerinde durmak istemiyorum. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki, kendi devrini bilemeyen, mürşid olamaz. Mürşid gözüyle bakılan kişi, karşısına aldığı kimsenin kalbinden ve kafasından geçen şeylere muâlecede bulunamıyor, vahy-i münzelden gelen meltemlerle imdada koşamıyorsa, eczane-i kübra-i ilâhiye olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’daki inceliklere nigehbân değilse, Kur’ân’la kâinatta cari hâdiseler arasında münasebet kuramamışsa, devrinin ilimlerinin hiç olmazsa temel felsefesini, o ilimlerde ihtisas yapmış insanlar ölçüsünde bilmiyorsa o kat’iyen mürşid olamaz. Bu şekilde zaviyelere kapanmış, seccadelerinde elleri tesbihli kimseler şüphesiz iyi insanlar ve Allah dostudurlar ancak bunlar asla kâmil mürşid değildirler. Çünkü bunların irşad adına donanımları yoktur. Bir şey bilmiyorlar ki irşad etsinler. Onlar, sadece güzel, masum, saf ve bir bakıma da miskin kimselerdir. Bu arada nice dini-imanı bilir, iç coşkunluğuna sahip, etrafına söz anlatan ve dinleten müstesna kimseler de vardır. Cenâb-ı Hak, füyûzat-ı mukaddeselerine bizleri de mazhar eylesin.