İşte şeriatı ve tarikatı hakikate bağlayıp hakikat dedikleri şey karşısında tarikatı ve şeriatı küçük görmek isteyenler, hatta daha ötesinde şeriatı bir kabuk ve kök şeklinde mütalâa edip de diğerlerini gövde ve meyve görmek isteyenler hem Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlayış ve anlatış tarzına zıt bir yola girmişler, hem de Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’ten inhiraf etmişlerdir. Belki sâlik, “şeriat, tarikat, hakikat” diyecektir ama bütün bunlara; dar kabına, sınırlı görüşüne göre idrak ettiği ve lezzet duyduğu zevklere göre bir ad verecek, bir noktada duyduğu şeye formüller ve formalitelerden ibaret “şeriat” diyecektir. Hâlbuki o, her şeydir. Bir noktada hissettiği zevkin derecesi artınca ona da tarikat diyecektir. Gerçekte ise o sadece bir vesiledir. Bir noktada da adeta ateşin içine girip kor hâline gelecek, ulaştığı bu mertebeye de hakikat diyecektir ama aslında o, şeriatın ruhudur. Bu yanlış anlayışın tashih edilmesi icap eder.
Her şeyin doğrusunu Allâmu’l-guyûb olan Allah (celle celâluhu) bilir!
78 Bkz. el-Gazzâlî, el-Maksadü’l-esnâ 1/154; İbnü’l-Cevzî, Telbîsü iblîs 1/417.
79 el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 2/410; el-Âlûsî, Rûhu’l-meânî 4/79, 17/202.