İçeriğe geç

Bir insanın, bütün işlerini bu kadar maharetle yapabilmesi için belki yirmi sene talim ve terbiye görmesi gerekir. Hâlbuki diğer varlıklar, bunları dünyaya gelir gelmez rahatlıkla yapabilirler. Evet, onlar bütün bunları başka bir âlemde öğrenmiş de dünyaya öyle gelmiş gibi bir tavır sergilemektedirler. Kant ve Scheller, insanı bir bakıma otomat gördükleri için onu, bu hayvanî hayattan çok farklı yönleriyle ele almışlardır. Fakat imansızlık içinde mesele tabiata verildiği için ciddi bir çıkış yolu bulamamış; insanı anlaşılmaz bir muamma varlık hâline getirmişlerdir.

Fakat insanın kritiğini iman gözüyle ele alan, yani bütün bu işlerin, Allah’ın (celle celâluhu) talim ve terbiyesiyle olduğu anlayışıyla konuyu değerlendirenler bu şekilde bir muamma ile karşı karşıya kalmamışlardır. İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren fazla bir şey bilmez, belki sadece hayatını sürdürebilecek şeyleri bilir. Meselâ süt emmeyi ve ihtiyaçlarını ağlayarak anlatmayı bilir. Daha sonra tevarüs yoluyla anne ve babasından aldığı şeyler, neş’et ettiği muhitten kazandıkları ve talim terbiye yoluyla elde ettiklerini geliştirmek suretiyle kendisini bulmaya başlar.

Evet, yaratılış itibariyle insanla hayvan arasında çok ciddi farklar görülmektedir. Demek insan, bilmesi gerekenleri burada öğrenecek, kabiliyet ve istidatlarını burada inkişâf ettirecektir. Öyleyse o, her şeyden evvel bu noktada kendi altındaki varlıklara kendinden farklı bir nazarla bakmalıdır. Çünkü hayvanlar, hayatlarını sürdürmek ve kâinatta cari kanunlara uymak için bir kısım kabiliyetlerle donatılmış olarak dünyaya gelirler. Onlar, fıtratın kanunları içerisinde kendilerine tayin edilen sınırlarda hareket ederler. Ancak insan burada kabiliyetlerini inkişâf ettirmezse onların çok aşağısında kalabilir.

262