İçeriğe geç

İnsanın asıl vazifesi ve onu diğer varlıklardan ayıran şey, onun, Allah’ın (celle celâluhu) tanıdığı sınırlar içinde hayatını akıl ve iradesini kullanarak tanzim etmesidir. Diğer mahlûkat, tabiatına yerleştirilen ihsaslar ve insiyaklar içinde, sevk-i ilâhi ile hayatlarını Allah’ın tanzim ettiği şekilde yaşarlar. İnsanın ise iradesi vardır ve o, sırf sevklerle, insiyaklarla hareket etmez. Allah, insanın hareketlerini yine insanın kendi iradesiyle yarattığından dolayı onun, hareketlerini bizzat kendisi tayin ve tanzim etmesi lâzımdır. İnsan, hareketlerini Allah’ın tayin ettiği istikamette tanzim ettiği zaman, kâinatta cari kanunlara uygun hareket etmiş olur. O, Kur’an-ı Kerim’i dinleyip anladığı zaman, tıpkı bir karıncanın vazifesini yapması gibi vazifesini yapmış olacaktır. Allah’ın kanunlarına uygun hareket etmeyen kimse ise bunları yapmamış olacaktır. Bu itibarla insanı sadece hayvanî hisleriyle değerlendirmeye kalkarsak, onu, kendi altındaki canlılarla aynı seviyeye düşürmüş oluruz.

Avrupa’da, her canlının bir formülü olduğu gibi insanın da bir formülü olduğu düşüncesinden hareketle yola çıkan, Nobel ödülü sahibi Alexis Carrel’in başında bulunduğu bir heyet, 20. asır gençliğini formüle etmişler. Yirminci asrın nefsî arzularını yaşayan; ırz, namus demeden önüne gelen herkese saldıran; helâl-haram demeden her kazancı esas alan; hayatını maddî bir zihniyet üzerine inşa eden gençliğini bütün duygu, tavır ve davranışlarıyla inceleyip formüle ettiklerinde karşılarına “serseri bir köpek” resmi çıkmıştı. Evet, gerçekten yirminci asırda bu şekilde yaşayan bir kısım insanların formülü harfi harfine ona uymaktadır.

263