İçeriğe geç

Ahsen-i takvîm sırrına mazhar olarak yaratılan insan, fıtratın kendisine tanınan hudutlarında hareket etmediği zaman böylesine sukût ediyor ve düşerken de yine Kur’an’ın bir âyetine tercüme ve tefsir oluyor: كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ “Onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da sapkındırlar.”201 Hayvanlar, fıtratlarının hudutlarında hareket etmektedirler. Bu tür insanlar ise onlardan çok aşağı durumlara düşmüşlerdir.

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede, “Biz, insanı en mükemmel surette yarattık. (Fakat tedenni ve terakki merdivenleriyle ona esfel-i sâfilîne düşecek ve âlâ-i illiyyîne çıkacak bir mahiyet de verdik.) Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük. Ancak iman edip salih amel işleyenler bundan müstesnadır.”202 buyurmaktadır.

Evet, en fazla yükselebilen varlık insan olduğu gibi en aşağılara düşebilen varlık da yine insandır. İnsan öyle düşer ki, bu durumuyla o, şeytandan daha aşağıdadır. Belki de şeytan ondan ders alır. İnsan, âlâ-i illiyyîne çıktığında ise öyle bir yükselir ki, Cibril (aleyhisselâm) çok geride kalır. Tıpkı Miraç’ta Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) Cibril’in dediği gibi: “Bir adım daha ileri atarsam yanar kül olurum!”203

İşte insan böyle bir yükselme ve düşme arasında gidip gelebilen bir özelliğe sahiptir. Öyleyse imkânlar ölçüsünde insanlığını aşağıya düşürmemeye bakmalıdır. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) maksimum seviyeyi aşmış, “Kâb-ı kavseyni ev ednâ” sırrına mazhar olmuştur.204 Biz buna, “Allah Resûlü, imkân-vücub arası bir noktaya ulaştı.” diyoruz.

264