İçeriğe geç

فِي الْأَرْضِ “Sizin ayağınızın altında ve sizin için âdeta bir beşik gibi olan ‘yerkürede’” sözünden şu anlaşılmaktadır: İnsanlar yeryüzünde bir hânenin içinde yaşayan hâne halkı gibidirler. Beşikleri bir olduğu gibi o beşiği sallayan bir; keza o beşiği herkese aynı nimetlerle donatıp önlerine koyan da birdir. Siz yeryüzünde fesat çıkardığınız zaman, bunun neticesi herkese dokunacak ve zengin-fakir, zayıf-kavi, zalim-mazlum bundan zarar görecektir. Evet, فِي الْأَرْضِ yeryüzünde, yani onların hânesinde sözüyle, güçlünün yanında zayıfa, kavinin yanında âcize ve zalimin yanında masuma da olan olacak, diyerek fesat çıkaranların rikkat-i cinsiyelerinin yani insanın kendi cinsine karşı şefkat hislerinin harekete geçirilmesi hedeflenmiştir.

Buraya kadar olan kısım o hayırhâhların ve nasihatçilerin deyip edeceğiydi. Buna karşılık muhatapları diyalektiğe başvurarak قَالُۤوا diyeceklerini diyorlar. Bu da göstermektedir ki onlar, kendilerine yapılan nasihati ne dinlemiş ne kulak vermişlerdir. Zaten onlar böyle şeyleri anlayacak durumda da değillerdir. Hâlet-i ruhiye itibarıyla başka şeylerle dolu bulunduklarından, kendi dünyalarına ait mefsedet dışında hiçbir şeyi dinlemezler, dinleseler de anlamazlar. Evet, onlar kendi düşünce dünyalarının dışında ne anlatırsanız anlatın onu kendi kıstasları içinde anlar ve ona göre de karşılık verirler. Siz Allah, ahiret ve Cennet... dersiniz, onlarsa, “Doğru, bizim kırlarda cennetlerimiz var.” diye mukabelede bulunurlar. Onlara göre burada çalışıp ahirette mükâfat görmek değil, burada çalışıp burada yiyip içmek esastır. Evet, her şeyi o yanlış kıstaslarına göre değerlendiren bu tali’sizler o dar düşüncelerinden kat’iyen sıyrılamazlar. Binaenaleyh siz ne derseniz deyin onlar kendi bildiklerinden şaşmaz ve kahrolası gururlarının güdümünde “Sen nasihat ededur.” إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ “Gerçekte sadece biz ıslahçılarız.” sözleriyle soluklanır ve bildiklerini söylerler.

273