Kur’ân-ı Kerim, açıktan açığa mütecaviz ve saldırgan kâfirlere karşı cihad etmeyi ve Müslümanlara karşı savaşanları öldürmeyi emrettiği hâlde, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), münafıkların kâfirlerden daha tehlikeli bulunmalarına, onlar hakkında pek çok âyet nâzil olmasına, hatta kendisi de bizzat onları tanımasına rağmen onlara karşı umumi olarak öldürme işine asla teşebbüste bulunmamıştır. Nitekim Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh), hususiyle münafıkların elebaşı olan Abdullah İbn Übey İbn Selûl’ün öldürülmesine ve emsali hakkında bir kısım kararlar isdar edilmesine dair taleplerine cevap olarak Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sahih hadiste şöyle buyururlar: “‘Muhammed, ashabını öldürtüyor.’ dedirtmek istemem.”[2] Diğer bir husus da, münafıklar dış görünüşleri itibarıyla Müslüman olduklarından diğer Arap kabilelerini, onların Müslüman olmayıp kâfir olduklarına ikna etmek mümkün değildir. Binaenaleyh İslâm’ın bir esası olan “zâhire göre hükmetme” prensibiyle hareket edilerek, münafıkların içleri dışlarını yalanladığı hâlde zâhirî olarak Müslüman göründüklerinden onlara ilişilmemiştir.
Âyet-i kerimedeki وَمِنَ النَّاسِ “İnsanlardan bir kısmı” ifadesi, münafıkların mahdut sayıda olduklarına işaret etmektedir. Hatta bazı yorumcular, burada ahd ile anlatılan münafıkların, Tebük seferinde Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) suikast teşebbüsünde bulunan, Allah Resûlü’nün de Hazreti Huzeyfe’ye isimlerini bildirdiği 14 kişiden ibaret olduğunu söylemişlerdir. Kanaat-i âcizanemce bu ifadeyle umumi mânâda bütün münafıkların anlatılmış olması daha uygun gibi görünmektedir. Zira Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildiği ve Hazreti Huzeyfe’ye bildirdiği münafıklar 14 kişi miydi, yoksa daha fazla mıydı, bu konu çok su götürür bir husustur. Nitekim Cenab-ı Hak, münafıklarla alâkalı bir âyet-i kerimede şöyle buyurur: