Yukarıdaki izahlardan da anlaşılacağı üzere münafıklar, kâfirlerle beraber olup onlarla beraber hareket etmenin yanında, bazen de mü’minlerle birlikte Allah’ın nezd-i ulûhiyetinde, nübüvvetin himaye kanatları altında ve Kur’ân’ın saçtığı nur ikliminde görünmektedirler ki, böylesi karma karışık bir ruh hâletine sahip olmaları itibarıyla Kur’ân-ı Kerîm onları mümeyyiz vasıflarıyla tanıtacak kesin bir tarif yapmamış ve ne mü’minler ne de kâfirler için kullanılan tabirlerle değil de, mü’min-kâfir bütün insanların ortak bir paydası olan “insan olma” vasfını kullanarak وَمِنَ النَّاسِ beyanıyla resmetmiştir.
Ayrıca اَلنَّاس kelimesinde şu tür nüktelerin mevcudiyeti de söz konusudur:
1. Esasen münafıklar da insandırlar. Ama Kur’ân-ı Kerim, “Onların yaptığı bu akıl almaz ve insanlık dışı işler bir insan tarafından nasıl irtikâp edilir!” gibi bir hayreti ifade etmesi bakımından doğrudan doğruya onları insanî ufka yönlendirme imasında bulunmaktadır; çünkü bir insan bu şekilde nifaka düşmemelidir; zira nifaka düşen birinin insaniyeti sorgulanır hâle gelmiş demektir.
2. Kur’ân-ı Kerim, ayıp ve kusurlarının açığa çıkmaması, aradaki perdenin yırtılmaması ve yaptıkları bu insanlık dışı işleri artık çok rahatlıkla yapar hâle gelmemeleri için münafıkların bu hâllerini setretmekte ve onları وَمِنَ النَّاسِ ifadesiyle sadece “insan” olarak ele almaktadır.
3. Bundan başka وَمِنَ النَّاسِ ifadesiyle Kur’ân-ı Kerim, insanlar içinde mü’minler ve kâfirler olduğu gibi münafıkların da bulunacağına; münafıkların mü’minlerin maddî güç ve hâkimiyetleri karşısında İslâm’ın zâhirini kabul etmiş gibi gözüktükleri hâlde iç dünyalarında sürekli küfürle içli-dışlı olduklarına ve yeryüzünde insan kaldığı müddetçe daima böyle bir münafık gürûhunun da bulunacağına dair bir telmihte bulunmaktadır.