İçeriğe geç

Aslında Yahudiler içinde inanmış kimseler de vardı. Tabi, imanları Allah nezdinde makbul keyfiyette olmayanlar da vardı. Böylelerine kendi aralarında da kâfir nazarıyla bakılıyordu. İşte bunlar, zaten taklidî bir imana sahip olmalarından ötürü gel-git yaşıyor, dışarıda mü’min görünüyor, içeriye dönüp şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında da mü’minlere yapabilecekleri oyunları, hud’aları, keydleri, mekirleri plânlamaya duruyorlardı. Binaenaleyh bunların hem dış dünyaları hem iç dünyaları mü’minlere zarar verme düşüncesi ile dopdolu idi ve bir türlü doğru dürüst inanamıyorlardı. Onun için Kur’ân-ı Kerim onlarla alâkalı iman noktasında وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ dediği gibi, idrâk ve anlama noktasında da, وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ diyordu. Evet, onlar sadece nefislerine hud’a yapıyorlar ve buna da şuurları asla taalluk etmiyordu, edemezdi de. Çünkü onları meşgul eden kendilerince önemsedikleri öyle meseleler vardı ki, onları aşamıyor ve asıl düşünülecek hususları düşünemiyorlardı.

Niçin acaba bu düşüncelere düştü münafıklar? Cevabı, arkadan gelen âyet-i kerimede.

فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ“Kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını ilerletti ha ilerletti. Yalancılıkları ve samimiyetsizlikleri sebebiyle bunlara gayet acı bir ceza vardır.” (Bakara sûresi, 2/10)

[1] Bediüzzaman, Muhakemat s. 12 (Birinci Makale).

249