Milletçe, bu anlayışta bir muhasebeye ne kadar muhtaç olduğumuz, her türlü tariften vârestedir. Ancak biz, yakın tarihimiz itibarıyla muhasebe adına bir kısım sevimsiz polemik ve düellodan başka bir şey görmedik…
Keşke, insanımıza, aydınlatıcı ve yol gösterici tenkitte bulunmayı öğretebilseydik. Ve keşke, geçmişten ve tarihî tekerrürlerden ders alabilseydik…!
Şimdi, mektebin, kitabın ve muallimin hesabını, yine kendi bakış açımızdan ve kendi menşurumuzun altında arz etmeye çalışalım: Muallim, öğretici olmazsa; mektep, hayatı ders vermezse; kitap, kâinatın sinesindeki esrarı billûrlaştırıp aksettirmezse, o muallim tâli’siz, o mektep karanlık ve o mektepte okuyanlar da bedbahttırlar. Ve eğer, muallim, elindeki irfan adesesiyle eşya ve hâdiseleri tanıma yolunda ise; kitap, neşrettiği nurlarla “Elektromikroskop” ve (x) ışınları vazifesini görüyorsa; mektep bu esrarlı cümbüşe laboratuvarlık yapıyorsa, muallim mutlu, mektep aydın ve o mektebin talebeleri de bir kısım meleklerdir…
Acaba, arkada bıraktığımız koskoca bir devre içinde, muallim, öğreticilik vazifesini yapabildi mi..? Talebenin ruhunu aydınlatıp, kâinatla bütünleşmesini temin edebildi mi? Kalbine fer verip onu yüce ideallerle donatabildi mi? Yıllar yılı hayatı, mektepten ve muallimden öğrenmeye alışmış halkımızın, aç ve bitkin bakışları karşısında, ona her yönüyle hayatı talim edip, ruhunu sefaletten kurtarabildi mi..? Ona kitabı ve mektebi sevdirip, ilmin yüce gayesine âşina kılabildi mi..?
Hâsılı; milletin, ümit ocağı deyip bel bağladığı ve bütün inkisarlarında gözünü ona dikip, ondan bir şeyler beklediği mektep, fonksiyonunu yerine getirebildi mi…? Elde ettiği imkânları değerlendirip, duygu ve düşüncelerimizi rahatlıkla soluyabildiğimiz irfan yuvalarımızda, her şey olmaya müheyyâ bir nesil karşısında, vazifesini idrak edebildi mi..?