Fezanın vaad ettiği mutluluğun da, bundan daha uzun ömürlü ve daha kalıcı olacağına dair hiçbir teminat yoktur. Belki muvakkaten, bir kere daha insanlığın coşmasına ve yeni bir iyimserlik hâlinin doğmasına vesile olacaktır. Fakat, kat’iyen devam etmeyecektir. O da bir önceki yalancı ışıklar gibi tedricen sönecek ve yerinde iz bile kalmayacaktır.
Dün, ellerinin Yaratıcı’ya yükselmesini, dünya nimetlerinden istifade etmeye engel, bileklerine vurulmuş zincir sayan Batılı; kalbiyle münasebetini kestikten sonra, eski hayalî zincire bedel, bin halkalı hakikî bir tasmanın, hem de ateşten ağırlığını, bütün vicdanında hissetmeye başlamıştır.. başlamıştır ama, inancını bütün bütün yitirip şaşkına döndükten sonra…
Günümüzdeki tepiniş ve sıçrayışlar da, hep aynı tatlı hayaller peşinde ve tabiî olarak da aynı inkisar ve aynı bunalımların eşiğinde cereyan etmektedir.
Eğer topyekün insanlığın tâli’ ve kaderini alakadar etmeseydi, sırf merak hissini tatmin veya muvakkaten duyguları iptal eden bir müsekkin deyip, bu son “tabu”yu da hiç kurcalamayacaktık. Ama, insanımızın, bir kere daha tecrübeye, bir kere daha aldanmaya tahammülü kalmamıştır.