İçeriğe geç

Kardeşlerinin bu iffet, ismet ve fetanet âbidesi karşısında sergiledikleri tavır da üzerinde durulması gereken ayrı bir konu. Burada belirtilmesi lazım gelen en önemli husus ise; bir rüya etrafında cereyan eden bu sergüzeştide baba, anne ve evlatların bir şeb-i arûs neşve ve inşirahıyla bu serencamenin finalini yaşamaları olmuştu. Herkes bu derin sevincin mest ü mahmuru oladursun, Yusuf Nebi (aleyhisselâm) o esnada kâmil insanların her zaman yapageldikleri farklı bir mülâhaza ile ebedî mihrabına yönelerek içindekileri şöyle seslendirdi: “Rabbim, Sen bana hakimiyet ve iktidar lütfettin; te’vîl-i ehâdîsi talim buyurdun; ey yerleri-gökleri baş döndüren bir âhenk içinde yaratan Rabbim!.. Dünya ve ukbada yardımcım ve velim Sensin; Sana tam teslim olmuş bir Müslüman olarak canımı al ve beni salih kulların arasına ilhak buyur.”53 Bu niyazla soluklandı ve dünyanın, dünyaperestlerin bir aldanmışlık içinde bulunduklarını vurguladı.

Zannediyorum, işin en can alıcı yanlarından birisi, onun bu mülâhazalarıydı. Vazife ve misyonunu eda ettikten sonra “dünya ve mâfîhâ”yı elinin tersiyle iterek, Fuzûlî ifadesiyle;

“Cânımı Cânan isterse minnet canıma,
Cân nedir ki kurban etmeyem onu Cânanıma.”

veya;

“Cânımı Cânan istemiş, vermemek olmaz ey dil!..
Ne niza eyleyelim, o ne senindir ne benim.”

dercesine Cânlar Cânına yönelmek. İşte hep ebedî mihrabına müteveccih yaşamış bir kalb ve ruh insanı ve bir âbide şahsiyetin imrendiren tavrı…

Hazreti Şuayb Aleyhisselâm

66