İçeriğe geç

Hazreti Yunus bulunduğu yerden ayrıldı ve bir gemiye bindi; gerisi malum: Denize atılma ve bir balina tarafından yakalanıp yutulma… Büyük nebi, çaresizliğini topyekün esbabın sukûtuyla derinden derine hissedip, nur-u tevhid içinde duyulan sırr-ı ehadiyyetin sevki diyeceğimiz peygamberane bir şuur ve tefviz ruhuyla ebedî mihrabı Hazreti Vâhid ü Ehad’in dergâhına yönelerek, kendiyle yüzleşip şöyle inledi ve sızlandı: “Ya Rab! Sensin biricik ilâh ve mabud-u mutlak; Senden başka yoktur kuluna bir penâh.. bütün noksanlıklardan münezzeh bir Sübhânsın Sen; doğrusu ben kendime zulmettim.. affını ümid ediyorum!”60 Bu sızlanış ve ızdırar diliyle yakarışa, hemen ötelerden cevap verilmiş ve o kendini bir “şecere-i yaktîn” gölgesinde buluvermişti. Bu iç döküş ve tazarruun derinliği sayesinde o yeniden hayata döndürüldüğü gibi, bulunduğu bölgeye avdetiyle de binlerce insanın yeni bir “ba’s ü bade’l-mevt”ine vesile olmuştu.

Bilenler öyle bilmişti, o da biliyordu ki Cenâb-ı Hak ıztırar ve ihtiyac-ı fıtrî ruh hâletiyle Kendine teveccüh edip sızlananları asla yüz üstü bırakmamış; bununla beraber iç içe mükâfatlarla da mükâfatlandırmıştır.

Keşke sebeplerin bir cimrilik tavrına büründüğü günümüzün mazlum ve mağdurları da böyle bir ruh hâletiyle ebedî mihraplarına yönelip ağlaya-sızlaya bir arz-ı hâlde bulunabilselerdi!.. Belki bir gün bulunup inleyecekler ama –inşâallah– geç kalmış olmazlar…

Hazreti Eyyûb Aleyhisselâm

72