Bir başka şekildedir Hazreti Kelîmullah’ın sergüzeştisi.. dünyaya teşrifleriyle daha beşikteyken ırmağa salınışı.. can alıcı hasımlar tarafından belli bir yaşa kadar korunup kollanışı.. bir kaza hâdisesinden sonra maskat-ı re’si olan Mısır’dan ayrılışı.. ve bir başka diyarda dâussıla duygusu ve hamisiyle yaptığı mukavelenin gereklerini yerine getirirken âdeta bir seyr u sülûk-i ruhanî yaşaması.. günler, haftalar değil senelerce erbaînlerden geçmesi.. selefleri gibi hep çile ve ızdırapla oturup kalkması… Hâsılı, أَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً اَلْأَنْبِيَاءُ“Belanın en çetin ve altından kalkılmazı enbiyanın kaderidir.”56 fehvasınca hep çekmişti; sürekli çekiyordu ve gelecekte de hep çekecekti ama bela-i dertten âh etmeyecekti.
Onun, ilk iç dökme, Hakk’a teveccüh ve kendiyle yüzleşmesi, bir kaza yumruğuyla yere serdiği bir Kıptî’nin ölümüyle olmuştu. Vicdan azabı çekmeye durmuş; “Ya Rab! Ben bir zulmettim kendime, affeyle beni!” demiş, Allah da onu yarlıgamıştı.57“Rabbim bana lütufların hakkı için, suçlulara asla arka çıkmayacağım.”58 diyerek içini döküp inlemişti.
Böyleydi o yüce kâmetlerin hâl ve düşünceleri. Bizim küçük gördüğümüz veya hiç görmediğimiz şeyleri onlar birer büyük günah gibi görüyor ve hemen afv u mağfiret kurnalarına koşuyorlardı.. ve Allah da onları hep arı-duru kalma ufkuna yönlendiriyordu.