İçeriğe geç

Adam gider ve on beş gün sonra kazandığı paralarla Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna gelir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururlar:

“Bu senin için, kıyamet gününde yüzünde bir dilencilik lekesi ile gelmenden daha hayırlıdır. Dilenmek ancak şu üç kişi için caiz olabilir: Şiddetli fakirlik çeken, ağır bir borç altında bulunan, can yakıcı kan diyetini ödemeyi üstlenen.”9

Buna göre, İslâm’da sermaye birikimi için en önemli unsur emektir denebilir. Olayda Resûlullah’ın gence on beş gün eve uğramamasını söylemesi bize sermaye birikimi konusunda şu prensipleri hatırlatmaktadır:

* İlerideki üretimi artırmak için bugünkü tüketimi kısmak gerekir.

* İslâm, sermaye birikimi için kârı, özendirici bir unsur olarak kullanır.

* İslâm, toplum refahını hedef alması nedeniyle servetin belirli ellerde toplanmasını sonuç verecek yolları belli ölçüde kapatır. Gelir ve servet daima küçük parçalara ayrılarak fertlere dağıtılır. Bunun sonucu olarak büyük kartellerin oluşması güçleşir. Tabiî bunun yerine, büyük yatırımların şirketler (müsaheme) yoluyla gerçekleştirilmesi sağlanır. Bu mülâhaza ile kurulacak şirketlerde fertler küçük-büyük tasarruflarıyla pay sahibi olarak sermaye oluşum sürecine katılırlar.

Ayrıca malın elde tutulması ve piyasadan çekilmesi (kenz ve ihtikâr) gibi davranışların yasaklanması ve âtıl duran sermaye üzerine yüklenecek zekât vergisinin onu zamanla tüketmesi korkusuyla sermaye sahibinin malını işletmeye sokması ve tedavüle katması, üretimi ve sermaye birikimini hızlandırır.

Üst gelir gruplarından alt gelir gruplarına zekât, sadaka ve infak adıyla gelir transferleri tüketim mallarına talebi artırır. Bu da üretimin ve millî gelirin artmasına yol açar. Millî gelirin artması ise fertlerin daha fazla tasarruf imkânı elde etmeleri demektir.

Sermaye birikiminde israf yasağı da önemli bir rol oynar.

361