İçeriğe geç

Meselenin bir diğer yönü de, işverenin, Allah’ın hakkını ayırmadan, ağzına götüreceği lokmanın kendisine haram olduğu şuurunda olmasıdır. İşverenin, evvelâ işçinin hakkını belirlemesi, takvime bağlaması şarttır. Şayet, işçisine verecek bir şey bulamazsa, işletmesine onu ortak yapmalıdır.

İşte bu konu dünden bugüne gele gele, kısmen mukayyet ve şartlı dahi olsa, nihayet cebrî olarak gelip bir yere dayanmıştır. Günümüzün büyük tüccarı, büyük iş adamı ve sanayicisi de, eski devirlerdeki kartellere benzer kartelleriyle, tröstleriyle, holdingleriyle er-geç gelip bu noktaya dayanacaktır.

Zira beşer, köleliği reddettiği gibi, işçiliği ve ücretle çalışmayı da reddetmektedir.12 Bunların bir kısmı hüsnü niyetle ve samimiyetle eski durumu devam ettirmeyi düşünseler de, tabakât-ı beşer çapında estirilen umumî havadan konjonktürel olarak sonuna kadar bu işi devam ettirmeleri çok zor, hatta imkânsızdır.

Dolayısıyla, şayet işveren, işçisine kendi hayat standardına uygun bir ücret ödeyemiyorsa, onu belli nispetlerde işine ortak etmelidir. Böylece işçi de, çarkın nasıl döndüğünü daha yakından görecek, işverene inanacak ve işe omuz vererek onu kendi işi gibi sahiplenecektir.

Zaten, belli yerlerde de işveren-işçi münasebetleri bu istikamete doğru kaymaktadır. Belki bir gün gelecek, işçi ve işveren arasındaki dengeyi korumak için bu da alternatif bir çözüm olacaktır.

Elbette ki bu, bütünüyle böyle olacak demek değildir. Kanaatkâr ve kendi hakkından daha çok işverenin hukukunu düşünen insanlar, bulundukları hâl üzere devam ettikleri müddetçe o kesimde de bir değişiklik olmayacak ve onlar âdeta örnek birer tablo misillü oldukları gibi kalacaklardır. Ama ifade ettiğimiz gibi, büyük bir ekseriyetin ciddî bir değişiklik ve istihâleye maruz kalması da kaçınılmaz görülmektedir.

363