İçeriğe geç

Kısaca İslâm, sermaye birikiminde emeği temel unsur kabul eder, tasarrufları israf yasağıyla destekler. Kârı yatırımlarda teşvik unsuru olarak kullanır. Sermayenin âtıl kalmasını önleyici ve gelir artışını sağlayıcı etkileriyle zekâtı emreder, sadakaları ve infakı (harcama) mânevî saiklerle teşvik eder. Büyük yatırımları ise daha çok fertlerin tasarruflarını bir araya getirerek, müsaheme yoluyla kurdukları şirketler aracılığıyla gerçekleştirir.

6. Sermayenin Üretime Katkısı

Temelde emek kabul edilmediği takdirde, sermayeye de bir mesnet bulunamaz. Zira sermayeye emek inzimam ettiğinde, yani bir üretim faaliyetinde emekle sermaye birlikte yola çıktığında, sadece emekle kazanılanın çok fevkinde neticeler elde edilebilir.

Pratikteki tatbiki, bu hususu apaçık göstermektedir. Biri sermaye ile, diğeri sadece alın teri ile çalıştığında, sermaye ile çalışan çok daha fazla kazanır ve bu da gayet normaldir.

Kapitalist anlayışa göre, emek olmadığı zaman sermayenin de ortadan kalkması kaçınılmazdır. Söz gelimi, arazi ekilip biçilmediği takdirde, paralar bankalarda âtıl hâle gelir. Bu ise, Allah’ın sevmeyip, ‘kenz’ olarak isimlendirdiği ve Mahkeme-i Kübrâ’da kızdırılıp kızdırılıp sahibinin alnına, sağına-soluna vurulacağı tehdidini yaptığı bir yöntem ve bir davranış tarzıdır.10 Bu yolla elde edilen şeyin ne sahibine ne de cemiyete hiçbir yararı yoktur; hatta çok zararının olduğu bile söylenebilir.

Binaenaleyh, esas olan, işin hakkını vermektir. Herkes yaptığı işi, Allah’a, Resûlullah’a ve mü’minlere beğendirecek şekilde yapmalıdır.11 Ayrıca, ‘işin hakkını vermek’ ifadesinin altında, ‘Bir işi kaç kişi yapabilecekse o işin başında o kadar insanın bulunması gerekir.’ mânâsı da söz konusudur. Yani, on kişinin yapacağı işin başına, yüz kişi yığılmamalıdır. Aksi bir davranış, hem istihsali (üretim) hem istihlâki (tüketim) hem de millî sermayeyi kundaklamak olur.

362