Veya bir şahıs ziraat işlerinde çok mahir ise, başkasının bir birim nispetinde ürün aldığı yerden o on birim nispetinde ürün alabiliyorsa; bir başkası, bu şahsa yerini kiraya verir ve böylece daha çok verim elde edilmiş olur. Diğer taraftan, kişi tamamen toprağı işlemekten âciz ise, bu durumda da o toprağı kiraya verebilir.
İşte böyle şartlı ve bazı zaruretlere bağlı olarak kabul edilen toprağın kiraya verilmesi ameliyesi ile, hiçbir şarta ihtiyaç duymadan onun gelirde bir esas kabul edilmesi arasında ne derece büyük bir fark olduğunu bilmem ki izaha ihtiyaç var mı?
Kaldı ki, İslâmî ölçüler içinde kiraya verilen bir tarladan elde edilen mahsulün kaçta kaçı kiraya ait olacaksa, o tespit edilmiştir.
Meselâ, “Elde edilen mahsulün ¼’ü sana, diğer kısmı bana” diyerek toprak sahibi ile onu kiralayan arasında bir anlaşma yapılır. Fakat kat’iyen sabit ve kesin bir miktar belirlenemez. Meselâ, toprak sahibi, “Ne elde edilirse edilsin, bir tonu bana, geri kalan sana” diyemez. Zira bazen araziden elde edilenlerin bütünü dahi o miktara ulaşmayabilir.
Birinci şekilde yapılan anlaşmada, mağduriyet veya kazançta her iki taraf da kendi payları ölçüsünde kaybeder veya kazanır. Dolayısıyla burada her zaman âdilâne bir taksim söz konusudur.
İkinci şekildeki muamelede ise, toprak sahibinin sabit ve değişmeyen bir kâra sahip olması yönüyle bu kazanç faize benzetilebilir.
2. Rant-Faiz Mukayesesi
Faiz, Ricardo’ya göre, malın veya paranın nemalanmasına karşılık alınan paydır. Marshall’a göre ise, bekleme süresine terettüp eden karşılıktır. Diğer bazı iktisatçılara göre ise, pasif olan mal potansiyelinin aktif hâle getirilmesinin bir ücretidir.