İsimlerini kaydettiğimiz iktisatçılar, bu tariflerden hareket ederek bankaya veya tefeciye para yatırıp ondan faiz alan bir insanla, tarlasını kiraya verip ondan ücret alan insan arasında hiçbir farkın olmadığını iddia ederler.
Oysaki, düşüncenin yanlışlığı ortadadır. Biz burada şimdi, bu yanlışlıklardan bazılarına işaret edeceğiz:
1. Rantta söz konusu şey, bizatihi değeri olan toprağın işlenip canlandırılmasıdır. Böyle bir işte her iki tarafa düşen vazifeler vardır. Hâlbuki faizde, bilhassa bugünkü tatbik şekliyle, itibarî bir değeri olan paranın üzerinden, zaman, riziko veya borçlunun elde ettiği kâra ortak olmak gibi, İslâmî açıdan bir değer ve kıymeti olmayan sebeplerle bir fazlalık elde etme söz konusudur. Yani sonuç hep tek taraflı bir kâra dayanmaktadır.
2. Toprak sahibi toprağını kiraya vermekle onu tamamen elinden çıkarmış olmaz. Bir bakıma o yine toprağa nezaret etme durumundadır. Zira kiralayan, sadece o sene onu ekme-biçme, mahsul elde etme hakkına sahiptir. Faizde ise, parayı eline alan insan, bu parayı meşru veya gayrimeşru her yerde kullanabilir. Bu mevzuda kendisi için de bir sınır konmamıştır ve o paraya tamamen sahiptir.
3. Toprağı kiraya veren, müstecirle (kiracı) anlaşırken, “Toprağın verimini düşüreceğinden dolayı tarlama şeker pancarı veya tütün ekemezsin. Ben toprağıma senin arpa veya buğday ekmeni isterim.” vb. gibi kiracının toprağı nasıl kullanacağı konusunda bazı şartlar ortaya koyabilir. Müstecir de şayet tarla sahibinin şartlarını kabul ederse, o takdirde toprağı bu şartlara uygun olarak işlemek zorundadır.