Faizde ise böyle bir durum söz konusu değildir. Zira fert, parayı karşı tarafa verirken, herhangi bir şart koşma salâhiyetine sahip değildir. Faiz veren kişi veya kurum, parayı istediği işte, istediği şekilde kullanabileceği gibi, yiyip bitirebilir ve hiçbir şey yapmadan da tüketebilir.
4. İnsanın kirada zarara uğrama ihtimali de vardır. Meselâ, elde edilecek mahsulün 1/3’üne kiralanmış bir toprak ve arazide, hem kiralayanın hem de mal sahibinin zararı söz konusu olabilir. Diyelim ki, hiç mahsul alınmadı. O takdirde arazi sahibi, böyle bir neticeye katlanmak zorundadır. Faizde ise, zarara hissedar olma gibi bir durum bahis mevzuu değildir. Kişi, parayı verir ve vadesi geldiğinde, belli nispetteki fazlalığı da hemen alır.
Hâsılı, bizim iktisadî anlayışımız içinde faizle kira birbirinden çok farklıdır. Öyle ise, komünistçe bir mülâhaza ile kirayı faizin yanında mütalâa etmek ve İslâm’da tatbik edilmiş meşru rantı tenkit etmek, hakikati ters yüz etmek demektir.
Buna mukabil, kapitalist bir anlayış içinde, rantı gayri meşru şekilleriyle ele alıp kullanmak, onu çeşitli spekülasyonlara vesile kılmak ve halkı onunla istismar etmek de bir zulüm ve suiistimalin ifadesidir.
Biz ise, her meselede olduğu gibi bu meselede de orta yolda yürüyor ve kiraya bütünüyle karşı çıkıp ifrat etmediğimiz gibi, onu sınırsız ve sorumsuzca kullanmaya göz yumup tefrite de düşmüyoruz.