İçeriğe geç

İnsan, nazarî olarak inanılması gerekli olan bir kısım hakikatleri kabul edebilir. Ancak, ister ilim adına yapılan araştırmalarda, isterse inanç ve ibadet dünyasıyla alâkalı hususlarda olsun, mârifetullah ufkuna ulaşmak nazarî akılla değil; amelî akılla mümkün olacaktır. Zira insan, inancını ancak ibadet ü taatle tabiatının bir parçası ve derinliği hâline getirebilir. Bu sebeple ibadet ü taat yapmayan bir insanın inancı sığdır ve böyle bir insan her an inhiraf etmeye mahkumdur.

İnsan Ebetlere Namzettir

Nimetle nimet vereni duymak, nimet verenin büyüklüğünü kabul etmek ve nimet verene karşı sorumlulukları hatırlamak arasında çok sıkı bir münasebet vardır. Kur’ân-ı Kerim’de “O, göklerde ve yerdekilerin tamamını, kendi tarafından sizin hizmetinize verdi. Bunda, tefekkür eden bir kavim için deliller ve ibretler vardır.”13; “Görmez misiniz ki, Allah göklerde ve yerde olan şeyleri hep sizin menfaatinize musahhar kıldı. Üzerinize açık ve gizli olarak birçok nimetlerini tamamladı.”14 gibi âyetlerde yine bu hakikatler dile getirilmektedir.

74