Bir yavru, aczi ve zaafını şefaatçi yaparak anasına sığınır. Hatta ondan tokat yer, yine ona iltica eder. Kul da öyledir. Kolu kanadı kırık, âciz ve fakir olan insan, yavrunun annesinin şefkat dolu sinesine sığınması gibi, Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve merhametine sığınır. Kendisine iltica edilen ve ona ilticanın bir faydası olan sadece Cenâb-ı Hak’tır ve bu iltica mânâsı da lafz-ı Celâle’de gizlidir.
f. Kulluk
أَلِهَ kelimesinin bir diğer mânâsı da عَبَدَ ‘kulluk yaptı’dır. Ve Allah “Mâbud” mânâsınadır ki, kulluğa tek lâyık zât demektir.
g. Himaye
Ve yine أَلِهَ ‘himaye etti’ mânâsına da kullanılır ki, Cenâb-ı Hakk’ın kulunu koruyup, himaye etmesini ifade eder. Aynı kökten أَلَّهَ ise ‘ilâh edinildi’ demektir. Zaten, Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve ilâh kabul edilmeye lâyık ve şâyeste sadece ve sadece O (celle celâluhu) vardır.
Şimdi hep beraber bu cümlelerle bize anlatılmak istenen Mâbud-u Mutlak’ı, lafz-ı Celâle’nin altında müşâhede edelim:
Allah, kolu kanadı kırıkların sığınağıdır. O, ibadet edenlerin Mâbud’udur. O, dertlilerin dermanı, yaralı gönüllerin derdinin şifasıdır. O, kâinatın nuru ve ziyasıdır. Her şey O’nunla hallolur. O’nu bulduğun zaman hâdiselerin senin başına getirdiği dağdağalardan, sıkıntılardan, belâ ve musibetlerden kurtulursun.