İçeriğe geç

Kâinatta her şey bir hakikate dayanmakta, her şeyin temelinde bir hakikatin vücudu gerekmektedir. Şu muhteşem kâinatın temeline de büyük bir hakikat gerekir ki, bu kâinat o büyük hakikate dayansın ve mânâsını, tonunu bulmuş olsun. İnsan gibi âbide ve yaratılış ağacının meyvesi olan bir varlık, bir kısım faraziyelere meselâ, denizlerin dibindeki amiplere, solucanlara, tesadüf rüzgârlarına dayanmaz. Bu âbidenin altında büyük bir hakikat olması lâzımdır ki, o da “Allah”, “Rahmân” ve “Rahîm” kelimeleridir.

Burada bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Dünyanın doğusunda, batısında, kuzeyinde ve güneyinde gelişen ilmî akımlar, ilim ve teknoloji yönüyle oldukça ileride bulunan devletler vardır. Allah’a inanmayan bu insanlar, her şeyin tıkandığı noktada, gönlü Allah’a bağlı, bütün hissiyatıyla O’na iman etrafında pervane gibi uçan ve gerçekten inanan insanların bu hususta imdada koşmalarını beklemektedirler.

Eğer bütün ilimlerin tensik edilmesi düşünülüyorsa, bu “Allah” kelimesine dayandırılarak yapılacaktır. O zaman ilimler ve maarif bir hakikate dayanmış ve mânâsını, tonunu bulmuş olacaktır.

İlme ve fenne yeni bir mecrayı, Allah’a inananlar verecektir. İlim ve fen sağlam temeller üzerine, inanmış insanlar tarafından oturtulacaktır. Yoksa kâinatın mânâsı anlaşılamadığından ve kâinat Allah’ın yarattığı istikamette gidip değerlendirilmediğinden ötürü, Cenâb-ı Hak kâinatı yıkıp dağıtacaktır. Bu, belki bir insanın, belki bir gezegenin, belki bir seyyarenin eliyle olacaktır. Çünkü böyle bir kâinatın artık mânâsı kalmamıştır.

56