İçeriğe geç

أَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ“Dikkat edin! Kalbler ancak, Allah’la oturaklaşır, Allah’a imanla huzur ve itminana kavuşur.”8 Öyle ise kemal arayanların sığınağı, son durak noktası Allah’tır. Dolayısıyla اَللّٰهُ kelimesiyle أَلَهْتُ إِلَيْهِ sözü arasında bir münasebet vardır ve Allah kelimesinin altında bu mânâ sezilmektedir.

b. Velehe

Lafz-ı Celâle ile alâkası olan bir diğer kelime de وَلَهَ ’dir. وَلَهَ ‘irtifa etti, yükseldi’ mânâsına gelir. Yeryüzünde müşrik istediği kadar şirk koşadursun ve haddinden taşkın olarak: “Ben fezaları dolaştım da Allah’ı göremedim.” desin. Bütün zaman ve mekândan münezzeh, bütün kâinatı idare eden, her şeyi tesbih taneleri gibi evirip çeviren ve her yerde nizamıyla kendisini ilân eden Allah, müşriğin her türlü şirkinden münezzeh ve muallâdır. İşte, Allah öyle mürtefi, öyle yüksektir. Bu da, lafz-ı Celâle’nin altındaki mânâda mündemiç bulunmaktadır.

c. Velh

Bir başka kelime de وَلْه kelimesidir. وَلْه ‘şaşkınlık ve aklın gitmesi’ demektir. Bu kelime, bir yönüyle hayret makamını bildirir. Aslında her insanda bir hayret ve şaşkınlık vardır. Bu da tevhid nurunun bir cilvesidir.

İnsanlardan bazısı, cismaniyetini aşamaz, ten tenceresinin sıkıcı ve boğucu havası içinde hapsolur. Ne yapacağını bir türlü bilemez ve bu bir şaşkınlık hâlidir. Bir diğeri ise, esmâ makamını aşar, sıfâta yanaşır. Ama daha ilerisini keşfedemez. Bu da ayrı bir şaşkınlık içindedir. İster ulvî isterse süflî şekliyle olsun, bu hayret ve şaşkınlık, tevhid nurunun bir cilvesi, bir tecellîsidir ve bu büyük mânâ da yine lafz-ı Celâle’de meknûzdur.

d. Lâhe

58