اِسْمٌ kelimesi üzerinde bir nebze durmamız gerekiyor. Allah (celle celâluhu) kendi isminden evvel bu kelimeyi zikrediyor. بِاللّٰهِ demiyor, بِسْمِ اللّٰهِ diyor. Belki biraz düşününce بِاللّٰهِ ile de aynı şey anlaşılırdı; ancak, bununla evvelâ, kasem (yemin) mânâsı hatıra gelirdi. Hâlbuki bizim maksadımız yemin etmek değil; Allah’ın inayetiyle, Allah’ın emirlerine yapışarak, cismaniyetin karanlıklarından, ruhaniyat ve kalb nuraniyatına yükselmektir. Yani biz insanî kemalâta yükselmek ve insanî miraca çıkmak için bu kelimeyi söylüyor, bu kelimeye tutunuyoruz.
“İsim” dendiği zaman akla, Allah’ın bütün isimleri gelir. Ve kâinattaki tasarrufu sayısınca Allah’ın isimleri vardır. İşte bu kelimeyi söylerken âdeta gözümüz önünde tecessüm eden Cenâb-ı Hakk’ın isimleri اَللّٰهِ lafz-ı şerîfiyle, bütünüyle niyet edilmiş ve niyetteki genişlik nisbetinde de bütünüyle zikredilmiş olur. Yani bir insan aynı zamanda Rahmân, Rahîm, Rezzak, Hâlık vs. gibi sayısız ismi söylemeyi de niyet etmiş ve bu isimleri şefaatçi yaparak isteyeceğini istemiştir. Her hareket ve talep bu isme dayalı olduğuna göre, “Bismillâh” ifadesindeki geniş ve güçlü kuvvet hakikaten mânidardır. “Bismillâh” diyen bir insan bütün Esmâ-i Hüsnâ’yı söylemiş ve bu isimleri şefaatçi yaparak Allah’tan dilemiş oluyor.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ diyen insan aynı zamanda gaybûbet makamındadır. Yani, “makam-ı fark”ta; yani Allah’a “O” diyeceği makamda bulunmaktadır. İşte böyle bir makamda “Bismillâh” derken yardım talebiyle araya Allah’ın ismi girmektedir. Yani lafz-ı Celâle ile insan arasına “isim” kelimesi girmektedir.
Kâinat, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin cilvelerinden ibarettir. Her yerde dalgalanan, Allah’ın isimleridir. “İsim” dendiğinde bütün bu dalgalanmalar hatıra gelir. İşte ifade edilen bu lâhûtî ve ulûhiyete ait mânâ ne ise, biz onu “Allah” diye ifade etmekteyiz.