“Görmedin mi Allah, bulutları sürer, sonra onların arasını birleştirir, sonra onları birbiri üstüne yığar (sıkıştırır), arasından yağmurun çıktığını görürsün. Gökten, oradaki dağlar (gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir.”12
“Görmedin mi Allah, nasıl parça parça bulutları sevk eder!” Bulutların meydana gelmesindeki seyri takip ettiyseniz يُزْجِي tabirindeki “tatlılıkla itme”yi anlayacaksınız. يُزْجِي سَحَابًا“Allah parça parça bulutları sevk ediverir.”; ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ“Sonra o bulutların arasını telif eder.”
Telif etme, birbirine zıt iki şeyi anlaştırma, uzlaştırma, bir araya getirme demektir. ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا “Sonra birleri bir araya getirir, müterâkim (üst üste yığılmış) bulutları yaratır.”مُتَرَاكِمًا de demiyor, رُكَامًا diyor.
Gökteki yağmur bulutları ayrı ayrı iken, her birisi aynı elektrik yüklü olup birbirini çekmez. Rüzgârlarla bu aşılama yapıldığında bir araya gelir ve sonra “rükâm” (yığın) olurlar. Öyle bir “rükâm” ki, bir araya gelişte, sanki ayrı değilmiş de bir bütünmüş gibi yekpâre bir mahiyet arz ederler. فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ Derken, o üst üste yığılmış bulutların boşluklarından, çiy noktasının ötesinden yağmur damlayıverir. وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَۤاءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرَدٍ Ama dolunun hâli başkadır. O yağmurun düştüğü yerden düşmez.
Arapça’da “cebel, cibâl” kelimesi dağ mânâsına geldiği gibi, çok defa istiârelerde, temsillerde çok çetin, zorlu, alabildiğine tazyikli şeyler hakkında da kullanılır. Esasen, Türkçemizde de bir insan hakkında “dağ gibi” dediğimiz zaman yıkılmaz, yenilmez, güçlü, kuvvetli dayanıklı mânâlarını kastederiz.
Dipnotlar
- 12 Nûr sûresi, 24/43.