İçeriğe geç

Yani “(İnsanlar hangi ilmin hangi dalında ihtisas yapmaya çalışırlarsa çalışsınlar, açık ve seçik olarak) âfâktaki ve kendi nefislerindeki âyetlerimizi onlara göstereceğiz.” İnsanın mahiyetinin abes ve gelişigüzel olmadığını, bu mevzuda ortaya atılan teori ve hipotezlerin ciddî bir dayanağı bulunmadığını, insan muammasının altında bir kısım hakikatler var olduğunu ilim onlara söyleyecek ve onlar da bu hakikatleri kendi nefislerinde hissedeceklerdir. Kâinatı çeşitli yönleriyle inceleyen âlimler, hakikati açık seçik görecek ve gördükleri bu hakikati başkalarına da göstereceklerdir: حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ “Hak onlar için tebeyyün edip apaçık ortaya çıkacak ve onlar da anlayacaklar.”أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ“Evet, onlara, Allah’ın her şeye hâzır ve nâzır olması, her şeyi görüp her şeye şahit olması yetmez mi?…”

Kâinatta bulunan çeşitli kanunlara, tekvînî âyetler denir. Bu kanunlara verilen isimler ne olursa olsun, işin mahiyetine tesir etmez. Bunlar, bütünüyle Allah’ın âyetlerinden birer âyettir. İşte “Kelâm” sıfatından gelen Kur’ân-ı Kerim, Cenâb-ı Hakk’ın tekvîn sıfatından gelen bu âyetlerin ebedî birer tercümanıdır. Evet, Kur’ân, kâinat karşısında durur ve bize kâinatı anlatır. Meselâ: إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ“Göklerin ve yerin yaratılması, gece ve gündüzün nizam ve intizamla değişmesi, sema ve arzın münasebetleri, yani deniz sularının buharlaşması ve semanın, suya muhtaç yeryüzüne yağmur damlalarını indirmesi, yerde otların toprağı şak şak edip bitmesi, büyüyüp gelişme kanununa tâbi olarak her şeyin boy atması, ilâhî âyetlerdendir.”2 Kur’ân, Allah’ın kâinatta geçerli olan bu çeşit âyetlerine tercümanlık yapıyor ve bize anlatıyor. Nasıl anlattığını, kısa da olsa arz etmeye çalışalım:

1. Süt Mucizesi

30