Böylece, asrımız insanının bunalımına, buhranına, iç sıkıntılarına birinci mesele olarak parmak basıyor ve yine bize hitap ediyor. Çünkü yukarılara çıktıkça göğsün daralması, ancak yirminci asrın insanının anlayabileceği bir meseledir ve demek istiyor ki; iç sıkıntısı, tıpkı semalara doğru çıkarken göğsün sıkılması gibidir.
3. Her şeyin Çift Yaratılması
Bir başka âyet:
Arapça’da ‘umum, bütün’ mânâsına gelen كُلّ kelimesi mârifeye (bilinen) muzaf olursa, yani bu kelime herhangi bir isimle tamlama yaparsa, bu takdirde umum eczayı, yani bütünün parçalarını ifade eder. Nekreye (bilinmeyen) muzaf olursa, bu durumda umum efradı ifade eder, yani ne kadar fert varsa, hepsini ihtiva eder. وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ derken buradaki شَيْءٍ kelimesi nekredir. Âyet, “Her şeyi çift yarattık.”5 demektedir. Allah’a bile “şey” denir. Fakat sözü söyleyen Allah olduğundan O, bunun dışındadır. O’nun dışında olan her şey çift olarak yaratılmıştır.
İnsanlar nasıl çiftse, diğer canlılar da öyle çifttir. Bitkiler de çift olup onlar arasında da erkeklik dişilik vardır. Âyetteki زَوْجَيْنِ kelimesi erkek ve dişiyi belirtir. Hatta her şeyin asıl maddesi olan atomlar bile çifttir. Onların da bir kısmı artı, bir kısmı eksi yüklüdür. Ayrıca her şeyde câzibe ve dâfia, yani çekme ve itme bulunması yönüyle de, bu ikilik değişik bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Eşyadaki bu hususiyet ortadan kalktığı takdirde, varlıkların kendi kendilerini devam ettirmeleri düşünülemez.
Dipnotlar
- 5 Zâriyât sûresi, 51/49.