İçeriğe geç

اَلسَّلَامُ : Kâinatta umumî bir emniyet, bir sükut, bir sükun görüyoruz. Varlıklar arasında görünüşteki bütün boğuşma ve döğüşmelere rağmen, bitkiler hayvanların imdadına, hayvanlar insanın imdadına koşuyor. Ve bu mevkide insan sanki bütün kâinatla sulh imzalamış gibidir. İşte Kur’ân bu muammayı da bize اَلسَّلَامُ ism-i celîliyle anlatıyor. Allah’ın اَلسَّلَامُ ismine dayanan kâinat, selâmet ve emniyet yeri olarak tezahür ediyor.

اَلْمُؤْمِنُ : Allah, umum bu anlaşmalar içinde tam bir emniyet temin etmiş ve herkese bir emniyet vermiştir. Kalblere imanla itminan (oturaklaşma) bahşettiği gibi, insanların arasında da bir emniyet var etmiştir. Herkes birbirine güvenir, dayanır. Bütün kâinatta bu emniyet hükümfermâdır. Meleklerden balıklara, Sidretü’l-Müntehâ’dan yerin derinliklerine kadar, her tarafta bu emniyet hâkimdir. Biz bunu “Mü’min” ismine dayalı olarak görüyoruz; Kur’ân da bunu bize böyle anlatıyor. Evet, kâinattaki hâdiselerin ötesinde hangi isimlerin icraat hâlinde olduğunu Kur’ân’ın tercümanlığı vasıtasıyla öğreniyoruz.

c. Kur’ân, Sıfât-ı İlâhiye’nin Tercümanıdır

Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ı, sıfatları ve şuunatı hakkında kâfi malumatı yine Kur’ân-ı Kerim’den alıyoruz. Bu hususta Kur’ân-ı Kerim’de belki yüzlerce âyet vardır. Hepsini açıklama çok uzun süreceğinden, bir ikisine kısaca temas edelim:

قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ۝اَللّٰهُ الصَّمَدُ۝لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ۝وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

“De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir. (Her şey varlığını ve bekâsını O’na borçludur. Her şey O’na muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O’dur.) Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.”18

45