h. Kur’ân, Allah’a Kulluk Kitabıdır
İnsan, Kur’ân sayesinde en yüce kulluk anlayışına yükselir. Kur’ân’a dayanmayan bir kulluk anlayışı bâtıldır. Yogi, dilini gırtlağına sokar, altı ay mezar gibi bir yere girer ve yemeden içmeden durur; Hristiyan mistikleri de ruhbanlık havası içinde manastıra kapanır, insanlardan alâkalarını keser ve bu uğurda türlü türlü fedakârlıklara katlanırlar. Ancak, bütün bunların Allah nazarında önem ve kıymeti yoktur. Allah, Kur’ân’ında, insanlık hakikatini ve ortak kâinat realitesini insanın ruhuna, bedenine, fikirlerine ve hislerine uygun şekilde takdim etmiştir. Demek oluyor ki, insanın iradesi ve iradesine dayalı davranışları, Kur’ân’ın gösterdiği yönde olursa bir mânâ ve önem kazanır.
i. Kur’ân, Bir Dua Kitabıdır
Başkalarının bize öğrettiği dua yerine Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’la, ellerimizi Uluların Ulusu’na kaldırdığımız zaman, O’nu konuşturmuş, yine O’nun beyanıyla isteklerimizi O’ndan istemiş olacağız. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), O’ndan istediğini O’nun diliyle istiyordu. İşte Kur’ân böyle bir dua kitabıdır. Duada dahi Kur’ân’ın eşi-menendi yoktur.
j. Kur’ân, Arş-ı A’zam’dan Gelen Bir Kitab-ı Mukaddestir
Çeşitli arşlar vardır. Meselâ: Allah’ın Rahmâniyet ve Rahîmiyetinin bir arşı vardır. Âdeta Rahmâniyet ve Rahîmiyet taht üzerinde oturmuş, muhtaç herkese şefkat etmektedir. Rızkın bir arşı vardır. Sanki “Rezzak” ismi o arş üzerinde durmakta, rızka muhtaç olanların imdadına koşmaktadır. Hâlık’ın bir arşı vardır ve “Hâlık” ismi orada yaratma işini yapmaktadır. Bunun gibi, herbir ismin bir arşı vardır. Fakat nasıl isimler muhtelif hâdiselerin arkasında duruyor ve nasıl biz isimlere tutunmak suretiyle ismin sahibine gidiyoruz; öyle de, bu isimlerin arşlarıyla isimlerin sahibinin arşına yükseliyor ve ona “Arş-ı A’zam” diyoruz.