“İlk ayrımı kan ile fışkı arasında, ikinci ayrımı da kanda yapıyoruz.” Gıda verici şeyler ilk defa kan hâlinde bağırsaklar tarafından emiliyor ve içeriye gidiyor. Sonra ikinci bir tasfiyeyi de süt bezlerinde yapıyoruz. لَبَنًا خَالِصًا Sonra tertemiz, berrak, hâlis bir süt hâsıl oluyor.
Mahiyeti itibarıyla fışkının içinden çıkan madde, insanı rahatsız eder. Kur’ân, bu rahatsızlığı gidermek için önce خَالِصًا kelimesini; diğer taraftan, kanın içinden çıktığı için gırtlakları tahriş etmesin diye سَۤائِغًا للِشَّارِبِينَ“İçenlerin boğazından kolaylıkla geçen” ifadesini kullanıyor. Süt fışkıdan, kandan çıkmıştır ama ne kanın ne de fışkının karakterini taşır.
Peygamberimiz ümmiydi; kitaplı kitapsız, mü’min, kâfir, münafık herkes O’nun okuma-yazma bilmediğinde ittifak hâlindedir. Böyle bir Zât’ın inci gibi ağzından bir âyet işitiyor ve on dört asır sonra o âyetin arkasında, ancak röntgen şualarıyla veya karnı yarıp bakmakla anlaşılabilecek bir kısım ilmî hakikatleri görüyoruz.
İşte bu hakikat, Kur’ân’ın ilâhî ve lâhûtî olduğuna apaçık ve bütün berraklığıyla delâlet eder. En kısa meallere dahi bakıldığı zaman bu mânâyı görüp müşâhede etmek mümkündür. Elverir ki fert, bir kısım peşin hükümlerin, peşin kabullerin zebunu olmasın…