kimselere de “Bunları iflah etmeyin, ışıklarını söndürün, köklerini kazıyın.” diye hedef gösterirler. Muhalifleri hakkında yalan uydurmakta, iftira atmakta bir beis görmezler.Onlar, işledikleri cürüm ve günahları, arkalarına taktıkları kitleler nazarında meşru gösterebilmek için dinî hükümlerle oynar, onları hevesat-ı nefsaniyelerine göre tevil ederler. Arzu ettikleri fetva ve hükümleri çıkarabilme adına dinî hükümleri keser, biçer ve yeniden şekillendirirler. Ehl-i Sünnet ulemasının bugüne kadar şiddetle karşı çıktığı en marjinal yorumları, bir yolunu bulup dinî düşüncenin içine sokmaya çalışırlar. İşin tuhaf yanı, bir taraftan Müslümanlıkla taban tabana zıt bütün bu şenaat ve denaetleri işlerken diğer yandan da kendilerini dini ihya etmeye soyunan kurtarıcılar olarak lanse etmekten de geri durmazlar. Oysaki yaptıkları iş, dini heva ve heveslerine uydurma ameliyesidir.Bütün bunların neticesinde, olan Müslümanlığa olur, dine karşı güven sarsılır. İslam’ın surlarında çatlamalar, yıkılmalar meydana gelir ve o, zihinlerde bir harabe hâline getirilir. Zahiren Müslümanlıkta önde gibi görünen bu gibi kişilerin söz ve fiillerine bakanlar, “Eğer din bu ise onun dinlenecek, tâbi olunacak bir yanı yok!” derler. Böylece, hak dini temsil ediyor gibi görünen bu insanlar, aslında başkalarını İslam’dan uzaklaştırmış olurlar. Onların yüzünden nicelerinde, dini samimi olarak yaşayanlara karşı dahi bir tiksinti hâsıl olur. Bu ise açık açık İslam’ın itibarıyla oynama demektir. Onların Müslümanlık adına dile getirdikleri kocaman kocaman iddialarına bakmayın. Gerçek şu ki şimdiye kadar İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık yapmayı karakter hâline getirmiş, her fırsatı İslam aleyhine kullanmış kişiler dahi dine bu ölçüde zarar verememiştir.Kimsenin hayat tarzına müdahale etmeye hakkımız yoktur. Bu dünya imtihan yeridir. İsteyen inanır, isteyen inanmaz. İsteyen seküler bir hayat tarzını savunur ve yaşar, isteyen Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yoluna tâbi olur. Dinde zorlama olmadığına göre herkes kendi düşünce ve inanç