İçeriğe geç

dünyasına göre bir hayat yaşamada özgürdür. Fakat birileri din dedikleri hâlde dini tahrip ediyor, Asr-ı Saadet’i ağızlarından düşürmedikleri hâlde her tür melaneti işliyor, dini ihya iddiasıyla ortaya çıktıkları hâlde ona en büyük zararı kendileri veriyor, ahlaki değerlerden bahsettikleri hâlde gırtlaklarına kadar levsiyat içinde yaşıyorlarsa –beddua etmek genel tabiatımıza uymasa bile– bizim de onlara, “Allah sizin kolunuzu, kanadınızı kırsın ve toplumu sizin şerrinizden muhafaza buyursun!” demeye hakkımız vardır.İman kalbinde kök salmış hakiki bir mü’min, arpa ağırlığında bir haramı bile, bilerek isteyerek ağzına koymaz. Değişik makamları tutan insanlar, millete hizmet adı altında bir kısım menfaat çarkları kuruyor ve temsil ettikleri makamları kendi çıkarlarına alet ediyorlarsa onlar Müslümanlığın çok uzağında duruyorlar demektir. Böylelerinin ülkeleri ve milletleri için güzel, faydalı ve kalıcı hizmetler ortaya koyabilmeleri de mümkün değildir. Bugün bir şeyler yapıyor gibi görünseler de yarın kendi elleriyle yaptıklarını yine kendileri yerle bir ederler.“Bulunmazsa adalet milletin efradı beyninde; Geçer bir gün zemine, arşa çıksa paye-i devlet.” (Namık Kemal)Belki böylelerini bir dönemde arşa çıkmış görürsünüz; fakat arkalarından bir de bakarsınız ki her şeyleri zir ü zeber olmuştur. Tarihî tekerrürler devr-i daimi içinde bunun o kadar çok örneği vardır ki! Nerede böyle geniş çaplı bir inhiraf ve zulüm yaşanmışsa onu hemen devlet çapında yaşanan kırılmalar takip etmiştir.

İman Zaafı ve Gurbet Kahramanları

Genel anlamda İslam dünyasında ve hassaten ülkemizde yaşanan bu tür tahribatların arkasında ciddi bir iman zaafı; İslam’ı, Kur’ân’ı, Resûl-i Ekrem’i (aleyhissalatu vesselam) doğru anlayamama vardır. Çoğumuz yetiştiğimiz kültür ortamında iman adına çevremizden ne görmüş ne duymuşsak sadece onları taklit ediyoruz. İman hakikatlerini kalb ve ruh enginliğiyle, akıl ve mantık

219