met) ifade etse de Allah’ın ulûhiyeti yanında kendi ubudiyetini çok yetersiz görür.Allah karşısında küçüklüğünü idrak etmiş, tevazu kanatlarını yerlere kadar indiren bir insanı Allah yükselttikçe yükseltir. Kendini büyük zanneden ve kibir deryasına dalan birini ise batırdıkça batırır. Tevazu, insanı Allah’a yaklaştıran yegâne vasıfken, kibir de onu O’ndan uzaklaştıran en büyük engeldir. Bir kutsî hadis-i şerifte ifade edildiği gibi azamet ve kibriya Allah’a mahsus sıfatlardır.130 Bu sıfatlara sahip çıkan kişi, farkına varsın varmasın ulûhiyete ait hususiyetlere sahip çıkıyor, bu manada Allah’a şirk koşuyor demektir.
Büyüklüğü Tevazuda Görenler
Tevazu, mahviyet ve hacalet, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) belirgin vasıflarıdır; O’nu örnek alan Raşit Halifeler de bu vasıflarda zirveleri tutmuşlardır. Hz. Ebû Bekir’in (radıyallahu anh ) el-Kulûbu’d-dâria’da yer alan şu münacatı, tevazudaki derinliğini göstermeye yeter:“Lütfunu esirgeme ey Rab bu kuluna ki azığı pek kalîl (az),İflas etmiş olsa da sadakatle yine kapına geldi ey Celîl!Günahı pek büyük; Sen o günahları yarlığa ne olur,Hâli de pek acip, hem günahkâr bir abd-i zelîl.Onunki isyan üstüne isyan, hata üstüne hata,Senden ihsan üstüne ihsan, hem de atâ-yı cezîl.Kum taneleri sayısınca günahlarından Sana sığınıyor,N’olur müsamahanı göster de sil onları ey Cemîl!Nice olur hâlim, yok defterde işe yarar bir fiil,Günahlarım çok, kulluğa gelince pek kalîl.Ruhumun yaralarını sar da hâcâtıma kıl bir çare,Sen Şâfî-i Hakikî, ben de kalbi sakîm bir alîl.”