Seni onunla ölçer, tartarsa, sen nasıl mizansız yaşarsın? Her türlü hissiliğin, peşinciliğin ifadesi davranışlarını temyiz edebilmen, gönlünü yaşamanla kabildir. Ona ayak uydurduğun takdirde, ne kitapları devredişin, ne evrad u ezkâr kitaplarını devamlı hatmedişin, kâlbine pas bırakmayacaktır. Bir hayli okudum, vazifemi yaptım. Rüşte erdim. Bu büyük hizmetle parsayı topladım gibi müzahraf düşünceler; erâcif, parola ile girilen bu kâlbe girmeye yol bulamayacaktır. Esasen, sana ben dedirten işlerin sebep ve neticelerini düşünsen, şahsî iktidarınla yüzde birinin dahi altından kalkamayacağını anlayacaksın. Hele vesile olduğun kötülüklerin sana ait olduğunu görmekle, yerin dibine girmek isteyeceksin.
Evet, sen çok şeylere mazharsın… Etrafı çepeçevre güzelliklerle donatılmış, yapraklar arasında gonca, en yüksek dallar üzerinde çiçek ve saraylarda bir şah gibisin; fakat bunlar sana, ihtiyacının çokluğundan, fakrının had safhada oluşundan, ihtimam gösterilmediği takdirde ezilip mahvolacağından, bir ihsan eli tarafından karşılıksız verilmiş şeylerdir. Binaenaleyh, bu nimetlerle O’nun hesabına övünmen gerekirken, kendini satmaya vesile kılman, menşe-i gaflet büyük bir nankörlüktür.
Benlikle köşe kovalamaca oynayan insan, her köşe başında kendine verilen şeyleri, kendisinden gidip kabule mazhar olan şeyleri, hakkındaki takdir ifadelerini ve nefsin güzelliklere sahip çıkmasını, kâlbî hayat inbiğinden geçirmezse bir muvazenesizlikle gayre ait şeyleri gasb, elde olmayan şeyler hakkında da dilenci durumuna düşmüş olur. Yokta, varlık cengi yapılır, havada su dövülür…