İçeriğe geç

Başkasını çökertmek, yıkıp devirmek ve onun enkazı üzerinde ümran kurmaya çalışmak, Peygamber’in değil, Firavun’un mesleğidir. Efendimiz, hayatı boyunca yalnızca gönülleri tamir edip onları güzelliklerle doldurmak için çalışmış, şirk içindeki en azılı hasımlarını bile, şahsî hayatlarını mevzu edinip çürütme gayreti göstermemiştir. Kendisine kılıç sallayan Halid için söylediği şu söz ne mânidardır: “Diyordum ki; nasıl oluyor da Halid gibi biri şirkte ısrar ediyor!..”

Ashabından birkaç defa içki içen birisine yine ashabından biri ağır bir söz söyleyince, “Sus! O, Allah ve Resûlü’nü sever.”8 diye mukabelede bulunmuştu. Âişe Validemiz’e iftira edip, mü’minleri birbirine katan en zararlı mahluk ve münafıkların reisi olan zatın oğlu, “Bırak, babamın hakkından geleyim yâ Resûlallah!” dediğinde, verdiği cevap, “Muhammed, arkadaşlarını öldürtüyor, dedirtmem.”9 şeklinde olmuştu…

Yılların eritemediği Ebû Süfyan, Ebû Cehil oğlu İkrime, canı ciğeri amcası Hz. Hamza’nın vücudunu parçalayan Vahşi, Hind ve diğerleri için “Bugün size kınama yok!”10 sözlerinde tezahür eden o geniş afv ve müsamaha, bizim için nurlu birer düstur olmalı değil midir?

Evet, bizim işimiz, gönülleri yıkmak değil, gönülleri yıkamaktır. İtap başkasına değil, nefsimizedir. Başkalarını kusurlarıyla yakalama değil, bilakis onları aklamadır. Başkalarının çirkinliklerini teşhir değil, kendi güzelliklerimizi neşretmek esastır. Düşmanlık düşmanlığa olmalı, mü’mine değil. İnsanlara sıfatlarına göre değer verilse bile, onların Allah indindeki hakikî kıymetini biz bilemeyiz. Öyleyse sinelerimizde, bilhassa gönüllere karşı ukdelerden temizlenmiş bir gönül taşımalıyız…

231