Öyle olsun istemeyiz ama bir gün ehl-i imana düşmanlık yapan bir müslümanla karşılaşırsak, biz de onun karşısına Kur’ân’la çıkar ve “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasihatla davet et.”12 fermanı gereğince, en güzel ve tatlı sözle kendisini iknaya çalışırız; yine anlamaz da tenkide, gıybete ve hatta düşmanlığa devam eder ve yumruk sallarsa, bu defa da, “Kötülük ile iyilik bir olmaz; (sen kötülüğü) en güzel şekilde sav!”13 âyetinin hükmüne boyun eğerek, “Sövene dilsiz, vurana elsiz” ve aynı zamanda “gönülsüz” davranır ve onun hakkında dua ederiz. Kendi cephemize zarar vermemesi için mukabelede bulunmaz, meşgul olmaz ve sonra da, “Cahillerden yüz çevir!”14 âyetindeki emr-i Rabbânî’yi uygularız.
Mukabelenin zararı, yüzde doksan dokuz mukabele edenedir. Karşılıklı iki taş çarpışınca, ikisi de tuz buz olur; ama sadece biri gelip diğerine çarpınca gümbürtü tek taraftan çıkar ve zarar tek tarafa münhasır kalır. Mukabele edildiğinde ise, ters istikamette giden vasıtalar gibi, bir kilometrede iki kilometre uzaklaşma olacak ve bir daha da birleşme noktasına dönülemeyecektir.
Evet, tırmanma şeridindeyiz; yükümüz çok ağır ve zirvelerde bizi görmeye tahammülü olmayan bir sürü hasımlarımız var; o hâlde, kardeşlerle sulh olma, sövülsek de dövülsek de sineye çekme ve asla mukabele etmeme mecburiyetindeyiz.
Dipnotlar
- 12 Nahl sûresi, 16/125.
- 13 Fussilet sûresi, 41/34.
- 14 A’raf sûresi, 7/199.