Kast Ve Azim
Kast; teveccüh, itimat, dosdoğru yürüme, bir hedef belirleyip o istikamette hareket etme, ifrat ve tefrite düşmeden itidalli düşünme, itidalli yaşama ve hep itidali takip etme mânâlarına gelir ki, lügatlere mevzu teşkil eden bu mefhumlarla erbâbının; Mahbûb-u Hakikî olan Allah sevgisini, Allah hoşnutluğunu elde etme yolunda, O’ndan başka her şeyden kalbî alâkayı kesme şeklindeki tariflerini irtibatlandırmak her zaman mümkündür.
Yani, “Gönül bir Hudâ evidir, onu Allah’tan gayri her şeyden pâk tut ki, o sarayın gerçek sahibi, tecellî köşkünü rahmetle şereflendirsin.” ifadesi, bu yüksek teveccüh ve itimadı ve bu yüksek hedefi tahakkuk ettirme istikametindeki niyet ve kararlılığı anlatmakta ve kasttan azme, azimden hedefe, çok uzak ve yakın, çok uzun ve kısa bir mesafeyi kuşbakışı gözlerimizin önüne sermektedir.
Aslında ifrat ve tefrite, dolayısıyla da kalbî ve ruhî sıkıntılara maruz kalmadan huzur ve itminan içinde bulunmanın önemli tek bir yolu vardır; o da, Hak rızası ve Hak sevgisinin esas alınıp, hayatın bir dantela gibi bu esaslar çerçevesinde nakşedilip yaşanmasıdır. “Bir gönül ki, Dost’tan, Dost talebinden hâlîdir, o, ızdırap ve sıkıntılardan kurtulamaz! Bir baş ki, onda Dost sevgisi yoktur; o başta öz ve mânâ arama! Zira o baş, bir post ve deriden ibarettir.” (Mesnevî)