Rıza
Rıza; insan kalbinin, başa gelen hâdiselerle sarsılmaması, kaderin tecellîlerini iç hoşnutluğu ile karşılaması; diğer bir yaklaşımla, başkalarının üzülüp müteessir oldukları, şaşırıp dehşete düştükleri olaylar karşısında gönül mekanizmasının tam bir sükûn ve itminan içinde olmasıdır. Bu konuda diğer bir yorum da şöyledir: Rıza, Allah’ın kaza, takdir ve muamelelerinin, nefislerimize bakan yanlarıyla, acılık, sertlik ve anlaşılmazlıklarına katlanıp her şeyi gönül rahatlığıyla karşılamak demektir.
Rıza yolu, başlangıç itibarıyla iradî olsa da, sevdiklerine Hakk’ın bir mevhibesi olması itibarıyla irade ve ihtiyar üstü ilâhî bir armağandır. Bu bakımdan da o, Kur’ân ve Sünnet’te sabır gibi emredilmemiş, bir mânâda sadece tavsiye olarak hatırlatılmıştır.1 Vâkıa “Belâlara karşı sabretmeyen, kazaya rıza göstermeyen kendisine başka Rab arasın.”2 mealinde bir hadis var ise de bu söz, hadis kriterleri açısından mâlûl kabul edilmiştir.
Ehlullahtan bir kesim, rızayı, tevekkül ve teslimin nihayetinde bir makam olarak görmüş, bazıları da, sâlikin diğer hâlleri gibi kesbî olmayıp zaman zaman zuhur eden, zaman zaman da kaybolan bir vârid olarak kabul etmişlerdir. İmam Kuşeyrî’nin de içinde bulunduğu diğer bir kısım kimseler ise onun, başlangıç itibarıyla iradî ve kulun kesbine bağlı olduğunu, nihayeti itibarıyla da bir tecellî ve hâlden ibaret bulunduğunu söylemişlerdir.3
Efendimiz’den şerefsudûr olan: ذَاقَ طَعْمَ الْإِيمَانِ مَنْ رَضِيَ بِاللّٰهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا“Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Hz. Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) de nebi kabul edip razı olan, imanın zevk-i mânevîsini tatmış olur.”4 hadisi, mebde itibarıyla rızanın iradî ve kulun kesbine bağlı bulunduğuna, nihayetinin de meşîet-i hâssaya ait bir mevhibe olduğuna işaret buyurmaktadır.
Dipnotlar
- 1 Misal olarak bkz.: Tevbe sûresi, 9/62; Mümtehine sûresi, 60/1; Beyyine sûresi, 98/8.
- 2 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 22/320; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/218.
- 3 el-Kuşeyrî, er-Risaletü’l-Kuşeyriyye s.193.
- 4 Müslim, îmân 56; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/208.