İçeriğe geç
13. Bölüm

Recâ

İyi bir şeyi bekleme ve elde edebilme ümidi.. Allah’ın lütuf ve ihsanlarını umma hissi.. gelecek adına emellerle dopdolu olma ve arzu edilen şeylerin elde edilebileceği mülâhazasıyla yaşama mânâlarına gelen recâ, sofîlerce: “Gönülden istenen bir şeyin tahakkuk etmesi inancıyla, onun meydana geleceğini ümit etme ve bekleme”1 şeklinde tarif edilmiştir. Bu itibarla, hasenât adına bir şeyi işleyip kabulünü beklemek, keza mâsiyetten tevbe edip hüsnükabul göreceği mülâhazasıyla ümitlenmek birer recâdır.

Hata, günah ve seyyiâtın şahsa yüklenmesi, hasenâtın ise, Allah’ın rahmetine atfedilmesi esasına dayanan recâ, sâlikin, bir kısım yanlışlıkların, kötülüklerin ve yakışıksız şeylerin ağına düşmemesi, iyilikler ve güzelliklerle de şımarıp küstahlaşmaması için, istiğfar ve dua kanatlarıyla sürekli “seyr ilallah” ufkunda seyahatla şerlerden kaçınıp hayırlara sığınması; inâbe ve tazarru lisanıyla da devamlı “seyr maallah” ikliminde Hak kapısının tokmağına dokunmasından ibaret sayılmıştır. Böyle bir denge kurulabildiği takdirde, ne havfta inkıtâ ve yeis ne de recâda gevşeklik ve şatahat olur.

Evet, günahlardan kaçınıp Allah’tan inayet beklemek; yarışırcasına hayrât ve hasenât yolunda koşup, sonra da Allah rahmetinin enginliği mülâhazasıyla o kapıya yönelmek, sâdık bir recâdır ve sâdıkların ümit ufkudur. Aksine, amelsiz hasenât beklemek veya ömrünü günah vadilerinde geçirdiği hâlde, Allah’ı kendi hesaplarıyla bir şeylere –estağfirullah– icbar ediyor gibi “bühbühe-i cennet”ten dem vurmak, yalancı bir recâ ve Hazreti Rahmânü’r-Rahîm’e karşı da bir saygısızlıktır.

60