İçeriğe geç
15. Bölüm

Takva

Takva, vikaye kökünden gelir; vikaye de gayet iyi korunma ve sakınma demektir. Şer’î ıstılahta takva, “Allah’ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından korunma cehdi.” şeklinde tarif edilmiştir.

Lügat ve şer’î mânâlarının yanında bazen korku, takva tabiriyle; bazen de takva, korku sözcüğüyle ifade edilmiştir ki, şeriat kitaplarında, her iki şekilde de kullanıldığını görmek mümkündür.

Bir de takvanın oldukça şümûllü ve umumî mânâsı vardır ki, şeriat prensiplerini kemal-i hassasiyetle görüp gözetmeden, şeriat-ı fıtriye kanunlarına riayete; Cehennem ve Cehennem’i netice veren davranışlardan kaçınmaktan, Cennet’i semere verecek hareketlere; sırrını, hafîsini, ahfâsını şirkten, şirki işmam eden şeylerden koruyup kollamaktan, düşünce ve hayat tarzında başkalarına teşebbühten sakınmaya kadar geniş bir yer işgal eder.

İşte bu mânâda takva insan için biricik şeref ve değer kaynağıdır ki: إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ أَتْقٰيكُمْ“Sizin Allah indinde en asil, en şerefliniz takvada en derin olanınızdır.”1 âyet-i pürenvârı buna işaret etmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’den başka hiçbir kitabın takvaya, bu ölçüde, bu derinlikte, bu şümûlde ve Kur’ân’dakine denk bir mânâ yüklediğine şahit olmadığım gibi, İslâm’ın dışında hiçbir ahlâk ve terbiye sisteminde de bu seviyede, madde ve mânâyı kucaklayan; kökü dünyada, dalları, çiçekleri, meyveleri ukbâda sihirli bir kelimeye rastlamadım. Evet, mânâ ve muhteva itibarıyla takvada öyle bir büyü var ki, ona sığınmadan Kur’ân’ı tam anlamak ve Kur’ân yörüngesinde yürümeden ona ulaşmak mümkün değildir. Her şeyden evvel Kur’ân, kapısını müttakîlere aralar ve onlara 2هُدًى لِلْمُتَّقِينَ fısıldar; neticede, Hz. Furkân ekseninde yaşamaya işaret eder ve nazarları 3لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ufkuna çevirir.

69