Tevekkül, Teslim, Tefviz Ve Sika
Allah’a güven ve itimat ile başlayıp, kalben beşerî güç ve kuvvetten teberrî kuşağında sürdürülen ve neticede her şeyi Kudreti Sonsuz’a havale edip vicdanen itimad-ı tâmma ulaşma ile sona eren âlem-i emre ait ahvâl veya ruhanî seyrin mebdeine “tevekkül”, iki adım ötesine “teslim”, bir tur ilerisine “tefviz” ve müntehâsına da “sika” denir.
Tevekkül; kalbin Allah’a tam itimat ve güveni, hatta başka güç kaynakları mülâhazasından bütün bütün sıyrılması mânâsına gelir. Bu ölçüde bir güven ve itimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalb kapıları ağyâra açık kaldığı sürece de hakikî tevekküle ulaşılamaz.
Tevekkül; sebepler dairesinde arızasız esbâba riayet edip, sonra da Kudreti Sonsuz’un üzerimizdeki tasarrufunu intizardır ki, iki adım ötesi, çok Hak dostu tarafından “gassâlin elindeki meyyit” sözüyle ifadelendirilen1 teslim mertebesidir. Birkaç kadem ötede ise, her şeyi bütün bütün Allah’a havale edip, yine her şeyi O’ndan bekleme makamı sayılan tefviz gelir. Tevekkül, bir başlangıç, teslim onun neticesi, tefviz de semeresidir. Bu itibarla da, tefviz hem daha geniş hem de müntehîlerin hâline daha uygundur. Zira onda, insanın, kendi havl ve kuvvetinden teberrî etmesinin –ki bu teslim mertebesidir– ötesinde, لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ2 ufkuna ulaşıp, o Kenz-i Mahfî’yi her an içinde duyması ve kendi güç, kuvvet ve servetine bedel, لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ olan Cennet’in hususî hazinelerine sahip olması ve onlarla gınâya ermesi söz konusudur. Diğer bir mânâda bu, hak yolcusunun, vicdanındaki nokta-i istinad ve nokta-i istimdadın ihtarıyla, aczini, fakrını duyup hissettikten sonra “Tut beni elimden; tut ki, edemem Sensiz!” diyerek o biricik güç, irade ve meşîet kaynağına yönelmesidir.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/109; el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 4/261, 389.
- 2 “Havl ve kuvvet, olup biten her şey, ancak Allah’ın izni ve iradesi dahilinde gerçekleşir.”