بَعد نَفي خَلق كُن اثبَـاتِ حَق،……تَاكِه گَردِي عَينِ بَحرِ ذَاتِ حَق.
اَز مِيَان بَـر خِيَزد إين ما ومَنِي،……پَس گدَا گَردَد بَحَق شَاهُ و غَنِي.
عَالَمِ تَوحِيـد رُو بنُمَايَـدَت، ……آنچه گُفتَم جُملَه بَاوَر آيـدَت.
قَولِ عَارِف نِيست از تَقليدو ظَن،……مَحضِ تَحقِيق ويَقِين اَست اين سُخَن.
“Eğer bu mânânın “tam” açığa çıkmasını istersen, gel “Lâ” kılıcını mâsivânın başına vur.! Halkı nefyettikten sonra Hakk’ı isbat et; edebilirsen Hakk’ın zâtının tecellî denizine gark olursun. İşte o zaman biz ve benlik de ortadan kalkar. Zâtında fakir kimse, O’nun (inayetiyle) zengin ve sultan olur. Tevhid âlemi sana zuhur edince, dediklerimizin hepsine inanırsın. Ârifin sözü, zan ve taklit değil, o sırf bir tahkîk ve yakîndir.” der ve her yanı bir Bağ-ı İrem duygular âleminde seyahat eder.
اَللّٰهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيَتَكَ وَرِضَاكَ وَصَلِّ اللّٰهُمَّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ أَجْمَع۪ينَ.
130