sözleri o deryadan bir damla ve o hâlden bir kesittir.
beyanı mest u mahmur böyle bir gönlün nağmeleridir.
Bu vadide söylenmiş sekirle alâkalı daha nice beyan vardır ki, konumuzun istiap haddini aşar. Düşünün ki, o koca Hâfız bile divanına: أَلَا يَا أَيُّهَا السَّاق۪ي أَدِرْ كَأْسًا وَنَاوِلْهَا2 sözleriyle başlar.
Hak yolcusu sekir durumunda hâlî ve zevkî, sahv durumunda da ilmî ve temkinîdir; sekir hâlinde o, kendi cehd u gayreti olmaksızın, her zaman bir zemzeme-i haz ve lezzet içinde, sahv hâlinde ise, bir temkin ve ihsas, bir iradîlik ve şuur öncülüğünde hep Hazreti Hakikat’i duymaya çalışmaktadır.
Bazıları sekri, Hazreti Mahbûb’un tam duyulup hissedilmesi anında, kalbin fevkalâde galeyana gelmesi şeklinde anlamışlardır ki, buna, nefsin gaybî vâridât karşısında zevk u sürûra gömülmesi veya aşkın galebe çalmasıyla sâlikin kendini yitirmesi de diyebiliriz. Birinci sekir tabiî, ikincisi ise ilâhîdir. Ne var ki, sekir neden kaynaklanırsa kaynaklansın, hak yolcusu sürekli hayret yaşar; hep şevk u tarab içinde oturur-kalkar ve sekri daha da derinleştikçe, hayret ve dehşet vadilerinde dolaşmaya başlar; hatta bir an olur ki iradesi bütün bütün çözülür ve artık kendini O’nun varlığının nurunun bir gölgesi gibi duyar ki, bu noktaya ulaşan sâlike “murad” denir. Böyle birinin fâni sıfatlarının yerini, Hazreti Bâki’nin sıfatlarının tecellîsi işgal eder; eder ve artık o فَبِيَ يُبْصِرُ“Benimle görür.”3 hakikatinin mücellâ bir aynası hâline gelir.
Böyle bir zirveye işaret sadedinde Semeretü’l-Fuad sahibi duygularını şöyle dile getirir:
Dipnotlar
- 2 Ey sâki! Bana bir kadeh şarap doldur.
- 3 el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 3/81; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 2/580.